İçeriğe geç

Bekā sahibi olmak ne demek ?

Bekā Sahibi Olmak Ne Demek? (Daha Derinlemesine Bir Bakış…)

Herkes bir şekilde hayatında “bekā sahibi olmak” lafını duymuştur. Ama nedir bu bekā sahibi olmak? Hani böyle bir şey duyduğunda insanın kafasında “yok canım, bu ne ya, biraz da içsel barış mı bulmam lazım?” gibi garip bir soru işareti oluşur ya, işte ben de tam o noktadayım. Şimdi, öncelikle şunu söylemeliyim: Bekā sahibi olmak demek, sadece bir kelime değil, bir yaşam tarzı, bir tavır, hatta bazen insanın iç dünyasında yaşadığı minicik bir sarsıntı! Evet, farkındayım, bayağı felsefi bir yere girdim, ama merak etmeyin, birazdan yine eğlenceli yerlere de dalacağız. Biraz derinlemesine bakarsak…

Bekā Sahibi Olmak: Gerçekten Ne Demek?

Bekā sahibi olmak, aslında bir bakıma yaşamın geçici olduğu gerçeğini kabul etmek ve buna uygun bir şekilde hayatı yaşamaktır. Hadi gelin, bunu biraz daha açalım. Yani, aslında bekā, ölümsüzlük falan değil. Bir şekilde dünya üzerinde var olduğumuzu kabul edip, bu geçici zaman diliminde elimizden gelenin en iyisini yapma düşüncesidir. Hani şu “hayat kısa, kuşlar uçuyor” modunda bir şeyler. Ben mesela bazen sabah kalkıp, kahvaltımı yaparken ‘acaba ne iş yapıyorum ben ya?’ diye düşünmeden edemiyorum. Ama sonrasında, şunu fark ediyorum: İyi ki içimden bu kadar düşünceli biri çıkmış. O kadar derin ve felsefi ki, bir kahvaltı bile bana hayatın anlamını sorgulatıyor. Ah, içimdeki mütevazı felsefeciye selam olsun!

Böyle bir anı herkes yaşamıştır, değil mi? Yani hayatın anlamını sorgularken, bir yandan da “şu an gerçekten bir şey yapıyor muyum?” gibi minik bir kaygıya kapılmak… Bekā sahibi olmak demek, işte bu kaygıyı aşabilmek demek. Mesela geçen gün arkadaşım “Erdem, bak, sen gerçekten çok derin bir insansın, bunları gerçekten düşündüğünü zannetmiyorum,” dedi. Ben de içimden “Derinlik, ne derinliği kardeşim, o kadar derin düşünmedim, sadece biraz düşünmemi engelleyen şeylerden arınmaya çalışıyorum” dedim. (Evet, çok derindim!)

Bekā Sahibi Olmak ve Gündelik Hayat

İçsel derinliği bir kenara bırakıp, gelin biraz da gündelik hayata inelim. Bekā sahibi olmak dediğimizde, aslında birçok insanın hepimizin içinde gıdıklanan o “her şey geçici” düşüncesini bir kenara bırakıp, hayatı daha çok kucaklama hali olduğunu görebiliyoruz. Hani şu “şu an tam burada, tam bu anın içindeyim” tavrı var ya, işte o! Düşünsenize, sıradan bir gün… Sabah işe gidiyorsunuz, ofisteki bilgisayar başında, hatta kahve falan içerken birden aklınıza geliyor: ‘Evet, bu an, bu an şimdi geçiyor, ama ben ne kadar farkındayım?’ İşte Bekā sahibi olmak da tam olarak bu soruyu sorabilmek demek. “Şu an, bu an gerçekten ben var mıyım? Yoksa bir robot gibi takılıp mı gidiyorum?” diye düşünmeden edemiyorsunuz.

Bir yandan ise içimdeki mühendis, “Evet, derinlik harika bir şey ama sonuçta şurada bir yazılım yapmamız gerekiyor, unutma!” diye uyarıyor. Yani aslında hayatı ciddi şekilde düşünmemiz gerekirken, bir yandan da işlerimizi yapmaya devam etmemiz gerekebilir. Hatta birkaç yıl önce bir arkadaşım, “Birçok insan yapacak bir iş buluyor ama bazen hayatta gerçekten ‘neden’ varıyor, değil mi?” demişti. İki dakika düşünüp, “Evet, gerçekten ‘neden’ var?” diye sormak… Sonrasında kahve almak için daldım, çünkü daha derinleşmeye gerek yoktu. Kafama göre yaşıyorum, ama aynı zamanda her şeyin geçici olduğunu unutmaya çalışıyorum. Bunu anlamak, bence Bekā sahibi olmakla ilgili önemli bir şey.

Bekā Sahibi Olmak ve Yaşamın Tüm Yönleri

Bekā sahibi olmak, aslında çok daha geniş bir yelpazeye yayılabiliyor. İnsan bazen sadece günlük koşuşturma içinde “ben ne yapıyorum?” diye düşünmektense, daha farklı bir bakış açısına da geçebiliyor. Yani, bazen “hayatımı bu kadar kasmadan, neşeyle yaşamalı mıyım?” diye sorgulamak da mümkün. Ama işte burada durup düşünmek lazım. Hangi tarafım öne çıkacak? İçimdeki mühendis mi, yoksa içimdeki insan mı?

Bir bakıyorsunuz, sabah evden çıkarken “ya bu kadar yoğun çalışmak, geceyi sabah etmek… Bir anlamı var mı?” diye düşünürken, bir bakıyorsunuz, akşam bilgisayar başında tekrar aynı işi yaparken, “Ah, ya zaten yapmam gerekeni yapıyorum, neden bu kadar kasıyorum ki?” düşünceleri kafanıza yerleşiyor. Sonrasında geliyor içimdeki mühendis ve şöyle diyor: “Bence yazılım dünyasında her şey bir işlem adımına indirgenebilir. Senin de hayatındaki her şey aslında bir tür işlem adımı. Ne kadar derinleşirsen, o kadar verimli olursun.” Bu noktada, içimdeki insan devreye giriyor ve “Hadi ama! Bu kadar hayatı işlemsel düşünmek, beni bir makine gibi hissettiriyor” diyor.

Sonuç Olarak Bekā Sahibi Olmak…

Bekā sahibi olmak demek, aslında hayatın geçiciliğini kabullenmek ama buna rağmen yaşamı tam anlamıyla hissetmek demek. Bir yandan, ne kadar derin düşünse de, hayatı bir yandan da eğlenceli bir şekilde yaşamak… Bence bu, her insanın yaşaması gereken bir şey. Yani, bir bakıma hayatı yaşarken, sürekli bir sonraki adımı düşünmek yerine, o anı yaşamanın tadını çıkarmak. Tıpkı sabahları kalktığında, kahveni yudumlarken, “Evet, belki dünyada bir amacım var ama şu an bu anı yaşıyorum, bu bile yeterli” diyebilmek gibi. İçimdeki mühendis buna “verimli düşünme” dese de, içimdeki insan “bu hayatta işin gücün eğlenmek” diyor. Hangi taraf galip gelir, ne olursa olsun, hayatın tadını çıkarmak önemli.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
hiltonbet güncel girişhttps://tulipbett.net/