Bir Kelimenin İçine Sıkışan Günler
Hoş geldiniz! Kusu olarak bu yazımızda “Gerekçeli karar ne zaman çıkar” hakkında kapsamlı bilgiler paylaşıyoruz.
Bazı kelimeler var ya, insanın hayatında ilk duyduğunda sıradan geliyor ama sonra bütün bir dönemi içine çekiyor. “Çıkmış” kelimesi de benim için tam olarak öyleydi. Basit bir kelime gibi duruyor ama bir süre sonra uykusuz gecelerin, umutların, hayal kırıklıklarının ve garip bir şekilde inancın adı oluyor.
Kayseri’de yaşıyorum. 25 yaşındayım. Günlük tutmayı seviyorum. Çünkü bazı şeyleri sadece düşünmek yetmiyor, yazmazsam içimde kalıyor. O yıl, yani hayatımın en tuhaf dönemlerinden biri, her şey “çıkmış” kelimesinin etrafında dönüyordu.
Bir Kütüphane, Bir Masa ve Bitmeyen Sessizlik
Şehrin merkez kütüphanesine her sabah aynı saatte gidiyordum. Dışarıda hava ne olursa olsun, içeride hep aynı sessizlik vardı. O sessizlik bile bazen insanın içine ağır geliyordu.
Yanımda her zaman defterim olurdu. Bir de kalem. Kitaplardan çok kendi düşüncelerimi yazardım. O dönem hedefim belliydi ama zihnim o kadar da net değildi.
Arkadaşlarımın çoğu “çıkmışlara bakıyorsun değil mi?” diye sorardı. İlk başta sadece başımı sallardım. Çünkü tam olarak neye dönüştüğünü bilmiyordum bu “çıkmış” meselesinin.
Sonra anladım.
“Çıkmış” demek, aslında geçmiş yıllarda sorulmuş sorular demekti. Ama bizim için bundan çok daha fazlasıydı. Sanki geleceğin anahtarıymış gibi davranıyorduk.
“Çıkmış” kelimesiyle ilk gerçek tanışma
Bir gün kütüphanede yan masada oturan çocuk yüksek sesle fısıldadı:
“Bu sene kesin buradan çıkar, geçen yılın çıkmışlarını iyi çalış.”
O an kafamda bir şey değişti. “Çıkmış” artık sadece geçmiş değil, geleceğin tahmini gibiydi.
Defterime o gün şunu yazmışım:
“Çıkmış sorulara bakmak, geçmişi ezberlemek mi yoksa geleceği tahmin etmeye çalışmak mı?”
O cümleyi yazarken bile içim sıkışmıştı.
Evde Sessiz Bekleyiş
Akşam eve döndüğümde annem sofrayı hazırlamış olurdu. Kayseri’de büyüyen biri olarak aile sofralarının nasıl bir psikoloji olduğunu bilirsiniz. Herkes bir şey söylemez ama her şey konuşulur.
Babam genelde fazla konuşmazdı ama gözleri hep aynı soruyu sorardı: “Hazır mısın?”
Ben de her seferinde “çalışıyorum” derdim.
Ama içimde başka bir şey vardı. Sanki ne kadar çalışırsam çalışayım, bir şey hep eksik kalacakmış gibi.
O dönem “çıkmış” kelimesi evde bile dolaşmaya başlamıştı.
“Çıkmışlara baktın mı?”
“Çıkmış soruları çözmeden olmaz.”
“Çıkmışlardan geliyor genelde.”
Sanki hayat, geçmiş soruların tekrarından ibaretti.
Arkadaşlıklar, Rekabet ve Sessiz Kıyas
En yakın arkadaşlarımla bile aramda garip bir rekabet vardı. Açık açık konuşmazdık ama herkes kimin daha çok “çıkmış” çözdüğünü biliyordu.
Bir gün Mert’le otururken bana şunu dedi:
“Ben bu hafta 10 yıllık çıkmış bitirdim.”
Gülümsedi ama gözlerinde bir yorgunluk vardı. O an fark ettim ki kimse aslında mutlu değildi. Sadece meşguldük.
Ben de geri kalmamak için daha fazla çözmeye başladım. Ama ne kadar çözsem de içimdeki boşluk dolmuyordu.
“Çıkmış” artık bilgi değil, bir yarış haline gelmişti.
İçimde büyüyen sessiz baskı
Gece yatarken kafamda sürekli aynı cümle dönüyordu:
“Ya bilmediğim bir şey varsa?”
Bu soru beni uyutmuyordu. Çünkü “çıkmış”lara çalışmak aslında bir garanti gibi sunuluyordu ama hiçbir şey garanti değildi.
O günlerde günlüklerim hep aynı duyguyla doluydu: kaygı.
Deneme Sınavı Günü ve Kırılma
Bir sabah deneme sınavına girdik. Salon doluydu. Kalem sesleri bile baskı gibiydi.
Sınavda bir soru vardı. Daha önce hiç görmediğim bir tarzdaydı. Ama yanımdaki arkadaşım o soruya hemen işaret koydu.
Çıkışta sordum:
“Bunu nereden biliyordun?”
Dedi ki:
“Çıkmışlarda benzeri vardı.”
O an içimde tuhaf bir şey kırıldı. Sanki bütün emeklerim bir anda eksik kalmış gibi hissettim.
O gün eve döndüğümde defterime şunu yazdım:
“Çıkmışlar bizi hazırlıyor mu, yoksa sadece benzerliğe mi alıştırıyor?”
“Çıkmış”ın Gerçek Yüzü
Zaman geçtikçe şunu fark ettim: “çıkmış” sadece soruların tekrarını anlatmıyordu. Aslında bir güven hissiydi.
İnsanlar belirsizlikten korktuğu için geçmişe tutunuyordu. Çünkü geçmiş biliniyordu. Ama gelecek değil.
Ben de o dönemde geçmişe tutunarak geleceği kontrol etmeye çalışıyordum.
Ama hayat öyle işlemiyordu.
Kütüphanede geçen bir gece
Bir gece kütüphanede geç saatlere kadar kaldım. Herkes gitmişti. Işıklar yarı loştu. Elimde “çıkmış” soruların olduğu bir kitap vardı.
Sayfaları çevirirken bir anda durdum.
Kendi kendime dedim ki:
“Ben gerçekten öğreniyor muyum, yoksa sadece tekrar mı ediyorum?”
O an gözlerim doldu. Çünkü cevabını bilmiyordum.
Ailemle Yaşadığım O Kısa Ama Ağır Konuşma
Bir akşam babam yanıma oturdu. Uzun uzun konuşmadı. Zaten onun tarzı değildi.
Sadece şunu söyledi:
“Çıkmışlar önemli ama sen kendini unutma.”
O cümle basit gibiydi ama içimde çok ağır bir yere dokundu.
Çünkü gerçekten kendimi unutmaya başlamıştım.
Sadece testler, sadece sorular, sadece “çıkmışlar” vardı.
Ama ben yoktum.
Sınav Sabahı
Sınav sabahı hava soğuktu. Kayseri’nin o keskin soğuğu insanın yüzüne vurur ya, aynen öyleydi.
Elimde kalem, cebimde kimlik, içimde garip bir sessizlik vardı.
Kapıdan girerken herkesin yüzünde aynı ifade vardı: umut ve korku karışımı.
O an düşündüm:
“Bu kadar insan aynı kelime etrafında mı birleşti? Çıkmış…”
Ama artık o kelime bende farklı bir anlam taşıyordu.
Sınav anı ve iç ses
Sorulara baktıkça şunu hissettim: bazıları gerçekten “çıkmış” benzeriydi, bazıları ise tamamen farklıydı.
Ama garip bir şekilde panik yapmadım.
Sanki uzun zamandır ilk kez sadece “çözmeye” çalışıyordum, “tahmin etmeye” değil.
Sınavdan Sonra Gelen Sessizlik
Çıkışta kimse çok konuşmuyordu. Herkes kendi içine dönmüştü.
Mert yanımda yürüyordu. Sordu:
“Çıkmışlardan geldi mi?”
Bir süre sustum.
Sonra dedim ki:
“Bir kısmı geldi, bir kısmı gelmedi.”
Ama içimde başka bir şey vardı. İlk kez “çıkmış” kelimesi beni kontrol etmiyordu.
Sonraki Günler ve Fark Etmeden Gelen Değişim
Sınavdan sonra günler farklılaştı. Hayat bir anda boşalmadı ama yumuşadı.
Defterime daha az “çıkmış” yazmaya başladım. Daha çok kendi düşüncelerimi yazdım.
Bir gün şunu yazdım:
“Çıkmışlar geçmişi anlatır ama hayat geleceği sorar.”
O cümle beni biraz rahatlattı.
İçimde Kalan Son Düşünce
Bugün geriye baktığımda “çıkmış” kelimesi bana sadece sınavları hatırlatmıyor.
Bana bir dönemi hatırlatıyor.
Kaygıyı, umut etmeyi, yarışmayı, yorulmayı ve en çok da kendimi kaybedip tekrar bulmayı.
O zamanlar “çıkmış” benim için bir anahtardı.
Ama şimdi anlıyorum ki asıl anahtar, insanın kendi iç sesini duymasıymış.
Ve bazen en zor şey, geçmişte sorulmuş sorulara değil, kendi içinde hiç sormadığın sorulara cevap verebilmekmiş.